Çiğdem Adalı
  • Anasayfa (current)
  • Hizmetlerimiz
    • Siyasi Danışmanlık
    • Sosyal Sorumluluk Projesi
    • Kişisel Dönüşüm Rehberliği
    • Yaşam Koçluğu
    • Ticari danışmanlık
    • Basın Danışmanlığı
    • İletişim Danışmanlığı
    • Frekans Dengeleme Sistemi
  • Atölyeler
    • B.İ.G (Bilinçaltı İfade Gücü)
    • Tanışmadan Tanımak
    • Çözüm Atölyesi
    • Aklını Kaybederken, Benliğini Bulmak
  • Basında Biz
  • Referanslar
  • Bizden Size
  • Videolar
  • S.S.S.
  • Basında Biz
    • Urla'da Kadına Yönelik Şiddet Protesto Edildi
    • Urla Kent Konseyi Kadın Meclisi Yürütme Kurulu Üyelerini Seçti
    • Urla Kadın Meclisi Mutluluk Dağıtacak
    • Mahmut Badem Canlı Yayında Ödemiş’i Anlattı
    • Kadın Meclisi Seçimi
    • Üretici Kadınlara Pazarlama Eğitimi Verildi
    • 'Pembe de Bizim Mavi de Bizim'
  • Kurumsal
    • KVKK
    • Hakkımızda
  • İletişim

AKLINI KAYBEDERKEN, BENLİĞİNİ BULMAK

AKLINI KAYBEDERKEN, BENLİĞİNİ BULMAK

Altında son model arabası, insanın yüreğini delip geçen mavi gözleri, yapılı fiziği ile oldukça dikkat çekiyordu… Birçok kadının hormonlarını alt üst edebilecek fiziksel görünüme sahipti… Buket’in mantığı, bu ilişki için her ne kadar olmaz dese de, duyguları ve önsezisi bambaşka şeyler söylüyordu… Neticede kendi öz değeri dışında, maddi gücüne ya da fiziksel özelliklerine güvenen erkekleri oldu olası itici bulmuştu… Yine de önyargı ile davranmamak adına bu ilk buluşmayı tamamlama kararı aldı… Ta ki Erdem’in arkadaşları ile buluşup, az önceki çekici adamın yerini, yeni yetme bir ergen alasıya kadar… Yeni yetme ergen diyorum çünkü birasının içine önce ketçap ve mayonez döküp, kızarmış patatesi bu karışımın içine daldırıp yemesi ve masada yapılan soğuk espriler, bir de Buket’ten yaşça küçük olması durumu iyice çıkmaza sokmuştu… O an Tanrı dile gelip “Onu senin için yarattım” dese bile, olmazdı…

O zamanlar “akışına bırakmak” deyiminden bihaberdi Buket… Bir de ilişkilerin enerjisel boyutundan… Örneğin erkekler, kadınlar için “Nasıl tavladım ama?” diye bahsederlerdi ama bir ilişkide tavlanan kadın değil erkekti çünkü kadınlar farkında olmadan, eş potansiyeli gördüğü erkeklere karşı, feromon isminde bir hormon salgılıyorlardı… Normal duyularımız ile fark edilmeyecek özelliğe sahip bu hormon erkeğe ulaştığında, birleşmenin enerjisel boyutu başlamış oluyordu… Bir nevi evrenin iki insanı birleştirme yöntemiydi bu…

Buket, bulunduğu ortamdan sıkılmış olsa da, belli ki farkında olmadan evrenin enerjisi sayesinde eşini seçip feromon salgılamaya başlamıştı bile ve Erdem’de bu kokuyu aynı bilinçsizlikle ciğerlerine kadar çekmişti… Artık avcı bir erkek olarak avına kitlenmiş ve elbette bu kaçma kovalamacanın sonunda kazanan aşk olmuştu…

Günler, haftaları; haftalar ayları getirdi… Zaman zaman gülüp, zaman zaman ağladılar… Birlikte vakit geçirip, onu yakından tanıdıkça o ukala adam yok olup gitmişti… İlk gün düşündüklerinin aksine, ismi gibi erdemli bir adam görüyordu artık… Zaten Buket’in tasavvuf hocası Nuray Hanım, ona bir gün “Hayatına giren insanların isimlerine dikkat et, onlar sana isimlerinin anlamı ile gelirler” demişti…

İlişkileri süresince Buket’in, Erdem’den öğrendiği haklı olmaya rağmen susabilmek, önyargılı olmamak, insanları ezmeden ve mümkün olduğunca kimseye belli etmeden iyilik yapmak, daha da önemlisi yaptığın iyilik ile böbürlenmemek gibi birçok konu da karakteri gelişti ve dönüştü…

Duygularını belli etmekten pek hoşlanmayan Erdem, bir akşam elleri ile Buket’in yüzünü sarıp gözlerinin içine baktı… Işıl ışıldı gözleri ve sevgi doluydu… “Bunca zamandır beni hiç üzmedin, ne yaparsam yapayım hep affedici oldun, hep gülümsedin… Çok teşekkür ederim sana, iyi ki varsın” diyerek önce saçlarını uzun uzun kokladı sonra da yüreğine sığdırmak istercesine sımsıkı sarıldı…

Ve o an, son güzel anları oldu… Buket, bu konuşmanın aslında bir veda konuşması olduğunu bilememişti… Ertesi gün basit bir kavgadan ayrıldı yollardı… Ona göre gereksiz uzayan bu kavganın, aslında planlı bir terk ediliş olduğunu yıllar sonra öğrenecekti…

Ayrıldıkları günden kısa bir süre sonra Buket,  Erdem’in evlendiği haberini aldı… Daha bu ilk şoku atlamadan, çocuğu olduğuna dair ikinci haberi duydu ve bir süre sonra bir kızı daha oldu Erdem’in… Buket yalnız bir kadın, sevdiği adam ise bir aile babasıydı artık ve o, yalnızlığını yıllarca “Sensiz geçen her hangi bir günün her hangi bir saatinden sana dair” cümlesi ile başlayan mektuplara sığdırdı… Hem de sevdiğinin, o mektupları hiçbir zaman okumayacağını düşünerek… 

Gün içinde ağlamak sorun değildi de gece yarısı onun adını sayıklarken gözünde bir damla yaş ile uyanmak asıl acı verendi… Belli ki bilinç kapansa da, o hep bilincin altında bir yerlerdeydi…

Buket’in yaşamaktan anladığı çalışmaktı artık… Günlerce, saatlerce uyku dışında ki her an sadece çalışıyordu… İnsanüstü gösterdiği bu performans, çalıştığı şirkette üstleri tarafından da fark edilmişti… Müdürleri, belki iş odaklı yaşamasının sebebini bilmiyorlardı ama onun bu hali oldukça işlerine geliyordu… Aslında Buket için de bu, iyi bir durumdu… Zira her satışta, hesabına yatan primler bir nebze de olsa geçici keyif veriyordu…

İşin özü, ağladıkça çalıştı, çalıştıkça kazandı… Şirketler arası geçiş yaptı ve hatta farklı departmanda terfi aldı…

Yeni işi, bir öncekine göre biraz daha aktif ve biraz daha eğlenceliydi… Hal böyle olunca, o da yavaş yavaş hayata dönmeye başladı… Arkadaş sohbetleri, yeni insanlar tanımak, mesai dışında kendine zaman ayırmak insan olduğunu hatırlatmıştı ona…

Saçlarının koklandığı o huzurlu akşamın üzerinden dört acı dolu yıl geçmişti… Özel hayatını yeniden canlandırmak istese de bir türlü yapamadı… Bazen karşısına çıkan insanlarda onu aradı, bazen adapte olamadı… Çoğu zaman da “Yeni bir acıyı daha kaldıramaya gücüm yok” diyerek cesaret edemedi… Elbette o zamanlar, hissettiği korku ile yüzleşmediği sürece, o korkuyu hissettirecek olaylar yaşayacağından habersizdi… Bilseydi, “daha fazla acı kaldırmaya gücüm yok” der miydi hiç?

Buket yeni hayatına alışmaya çalışırken, çocukluk arkadaşından gelen evlenme teklifine, istemeyerek de olsa “Âşık oldun da ne oldu? En azından seni seven ve yıllardır tanıdığın bir insan var karşında” diyerek kabul etti…

Buket, hisleri kuvvetli bir kadın olarak yaşamıştı hep… Bu teklifi kabul ederken de aklında “Acaba doğru mu yapıyorum” sorusu oluşmuştu ama o bu soruyu duymamaya çalıştı… Hoş, ilişkinin henüz birinci haftasında kıskançlık sebepli kavgalar; fikri ahlaksız, zihni kirli cümleler içindeki kuşkuyu haklı çıkarmıştı… Her ne kadar, bu ilişkiden kısa sürede vazgeçmiş olsa da, o gün dediği “evet” kelimesi bir yılı aşkın süre fiziksel ve psikolojik şiddetin yaşandığı; karakol, adliye ve hastane üçgeninde geçen bir döneme sebep oldu… Buket için mevki, para, dost sandığı insanları kaybetmek çok önemli değildi de, akıl sağlığını yitirmeye başladığını hissettiğinde bir şeyler yapması gerektiğini anladı… Bir sabah güneş doğarken, ruhundaki fırtınadan kurtulmak istercesine hastaneye koştu… Gittiği psikiyatri servisindeki Didem Hanım, “Tam vaktinde gelmişsin” diyerek 6 aylık ağır bir tedaviye başlattı onu, sonrası ise biraz azim, biraz da hayatın açtığı kapıları değerlendirmek oldu Buket için… Önce bir iş buldu sonra bir tanıdık vasıtasıyla yerel gazetede, biraz da terapi amaçlı köşe yazarlığına başladı ve son olarak kadına yönelik bir sivil toplum kuruluşuna üye oldu… Bu gelişmeler ile doktoru tedavinin üçüncü ayında “hayata tutunmanın, ilaçtan daha önemli olduğunu” söyleyerek, ilacı kesip, psikolojik desteğe devam etmesini önerdi…

Artık yeni ve tertemiz bir hayata başlamıştı… Fark etmeden acı ile harmanlandığı sırada; aklını kaybederken, benliğini bulmuştu… O an anladı ki, kişi yine ismi ile girmişti hayatına çünkü bu zorlu süreç Buket için kemale erme yolunda bir adımdı…

Tüm bu yaşadıklarından sonra Buket’in dert kavramı da değişmişti… Beyni “Sorun varsa, çözüm vardır” mantığı ile çalışmaya başlamıştı… Artık huzurlu ve mutlu bir kadın olarak sürdürüyordu hayatı…  Çalıştığı sivil toplum kuruluşunda sürekli fikir üretiyor, ne kadar kadın ve çocuğa ulaşabilirse, geceleri o kadar rahat uyuyabiliyordu... Kadın istihdamı, eğitimler, seminerler gibi projeler hazırlıyor; böylece hem öğreniyor, hem de öğretmenin keyfini yaşıyordu… Gazetecilik mesleğini de oldukça sevmişti… Bu meslek, her gün yeni bilgi demekti onun için ve birliktelikleri birkaç yıl sürmüş olsa da, eşi mesleğin en ince detaylarını dahi öğreten iyi bir öğretmendi… Üstelik o da, ismi gibi göksel bir enerji ile Buket’i sarmış ve ondan öğrendikleri sayesinde hayatı,  gökyüzünden seyreder gibi geniş bir pencereden seyrediyordu…

Son birkaç yılda yaşadığı olaylar kötü gibi görünse de, Buket’in içindeki saklı potansiyeli ortaya çıkarmak için birer sebep gibiydi… Okunan yüzlerce kitap, alınan onlarca eğitim, danışmanlık, eğitmenlik, ajans muhabirliği, canlı yayın hazırlanıp sunulan ekonomi programları… Artık kendi hayatının başrolü olan bir kadındı… Otuz yılda yapamadığı ne varsa son beş yıla sığdırmıştı…

Bazen geri dönüp baktığı da oluyordu elbet… Erdem ile ayrıldıkları o geceye dönüp “Acaba gitmeseydi, beni terk etmeseydi nasıl bir hayatım olurdu?” diye düşünüyordu zaman zaman… Hatta bazı günler, internette onun ismini aratıp saçlarına ak düşmüş mü, gözlerinin etrafında çizgiler oluşmuş mu diye bakıyordu… Üstelik Erdem’in de onu sosyal medya ve hakkında çıkan haberlerden takip ettiğinden habersiz… Sevdiği adam, ölmüş bir bedende ama yaşayan bir ruh ile her daim onu takip ediyordu sanki… Belki de bu yüzden tamamlanmayan bir boşluktu, Buket’in Erdem’e olan sevgisi… Eksik kalan, bitmezmiş misali bir yanı onsuz hep eksikti… “Onda huzuru buldum” diyerek yaptığı evliliği de maalesef bu eksikliği dolduramamıştı…

Buket,  boşanma sonrası birçok kadın gibi aile evine geri döndü… Sürekli ağlayan sümüklü bir prenses olarak çıktığı eve, ne istediğini bilen cesur ve azimli bir kadın olarak geri dönmüştü… Evet, o eski Buket değildi ama onun bu değişiminin yeni bir soruna sebep olacağını hiç düşünmemişti çünkü o değişse de, geride bıraktığı her şey aynıydı…

Aile içinde yıllardır yaşanan tartışmalar, yerini anne ve babasının boşanmasına bırakmıştı… Danışmanlık yaparak, insanların gerçekten ne istediklerini ve bu isteklerine nasıl ulaşabileceklerinin yolu gösteriyor ve kadının yasal haklarını iyi biliyor olması sebebiyle; babası bu boşanmanın sebebini Buket, Buket’i de düşman bildi… Hayatındaki son erkek, babası da gitmişti…

Artık anlamıştı, Buket… Hayatın yaşattığı acı deneyimler, susmayı öğretiyordu insana… O da susmuş, kendini hayatın akışına bırakmıştı ve her yeni güne gülümseyerek başlıyordu çünkü hayatı, evrenin kurallarına göre oynamayı öğrenmişti… Belki de, bu sorgusuz teslimiyet sayesinde bir gece yarısı, o muhteşem yaratıcı ona öyle bir hediye verdi ki…

Tam on iki yıl sonra “Seni görmeye ihtiyacım var” diyerek, yeniden karşısındaydı sevdiği adam… Sorgusuz, sualsiz; kırmadan, yıpratmadan yeniden birleşti yürekleri… Ayrı geçen yıllarda, aldıkları yaraların şifası birbirilerindeydi sanki… Kaderlerinde ayrılık ateşi ile yanıp, dert ile sönüp ve küllerinden birlikte doğmaları yazılmıştı…

Ve yazardan,

Evrenin, bizim adımıza bundan sonraki planında ne yazılı hiçbir fikrimiz yok… Biz sadece dünü yük, yarını dert etmeden; bugünü yaşayarak ve toplumun bilinçaltımıza yüklediği ilişki kriterlerine inat ayrı geçen on iki yılın acısını tatlıya dönüştürüyoruz… Birbirimizin eksiklerinde bütünleşip, görünenin ötesindeki görünmeyen Öz’ümüzü seviyoruz… Gördükçe özlemenin, dokunmadan sevişebilmenin, Yar’dan dosta geçmenin keyfini yaşıyor ve birbirimizin varlığından kudret alarak yürüyoruz yolumuzda…

Bana gelince; bugün yaşadıklarıma baktığımda anlıyorum ki, yaşanan her olay bir sonra yaşanacak olayın habercisiymiş meğer… Ölenler, yeni doğanlar; gelenler, gidenler ve hatta esen rüzgâr ya da yolumuzu kesen bir sokak köpeği dahi bize bizim ile ilgili sırlar veriyormuş… Bu yüzden geçmişte bilerek ya da bilmeyerek, üzdüğüm her kim varsa… Tek tek ve ayrım yapmadan hepinizden özür dilerim… Bilinçli ya da bilinçsiz müdahil olduğum yaşamlarınızda evrenin bizi aşan o muhteşem matematiksel hesabında, sizlerin yaşamınızda olmam gerekiyormuş ve geçmişte bilerek ya da bilmeyerek, üzülmemi sağlayan her kim varsa, tek tek ve ayrım yapmadan hepiniz iyi ki var oldunuz… Şimdi biliyorum ki evrenin bizi aşan o muhteşem matematiksel hesabında, sizlerin de benim yaşamımda olmanız gerekiyormuş… Sizler olmasaydınız ruhumun derinliğini, varlığımın kıymetini, kul olmanın asaletini, hayata geliş amacımı anlamam ve bu hikâyeyi yazabilmem imkânsızdı…

Çiğdem Adalı
  • Adres: URLA - İZMİR
  • Telefon: 05333032759
  • E-mail: info@cigdemadali.com
Hizmetlerimiz
  • Siyasi Danışmanlık
  • Sosyal Sorumluluk Projesi
  • Kişisel Dönüşüm Rehberliği
  • Yaşam Koçluğu
  • Ticari danışmanlık
  • Basın Danışmanlığı
  • İletişim Danışmanlığı
  • Frekans Dengeleme Sistemi
Sayfalar
  • KVKK
  • Hakkımızda
Hızlı Linkler
  • Videolar
  • Sıkça Sorulan Sorular
  • İletişim

Copyright 2020 © Mutfak Yapım | All Rights Reserved

Mutfak Yapım Dijital Reklam Ajansı

Facebook

İnstagram

Youtube